• Ana Sayfa
  • Haber
  • Türkiye’yi Bekleyen Tablo Netleşiyor: Savaşın Ekonomiye Faturası Ne Zaman Çıkacak?

Türkiye’yi Bekleyen Tablo Netleşiyor: Savaşın Ekonomiye Faturası Ne Zaman Çıkacak?

 Türkiye’yi Bekleyen Tablo Netleşiyor: Savaşın Ekonomiye Faturası Ne Zaman Çıkacak?
Okunuyor Türkiye’yi Bekleyen Tablo Netleşiyor: Savaşın Ekonomiye Faturası Ne Zaman Çıkacak?

Dünyanın gözü önünde Rusya Ukrayna’yı ateş altına alırken, Türkiye ilk etapta piyasa hareketleri ile bu durumdan fazlasıyla etkilendi. Hatta Rus Rublesi bile TL kadar etkilenmedi. 

Türkiye’nin geçen yılın son döneminden bu yana ekonomide iç dinamiklerle kırılgan durumda olduğu her alanda hissedilirken, 2022 ile birlikte ABD de enflasyondaki yükseliş ile Fed’in de adım atmaya hazırlanması riskleri artırmıştı. 

Rusya ve Ukrayna da Türkiye ekonomisi ve ticareti için önemli konumda olunca bu ülkelerde rüzgar esse bizde fırtına kopmaya hazırlanıyor. Şimdiden yapılan maliyet hesaplarında tablo parlak gözükmüyor!

Herkes iki taraf da kaybeder!

Ekonomist Mahfi Eğilmez, ‘Ukrayna Sorunu ve Ekonomiye Etkileri’ başlıklı yazısında etkileri şu şekilde sıralıyor: 

Rusya, Ukrayna’da kendilerini bağımsız birer devlet olarak ilan eden Donetsk ve Luhansk’ı tanıdıktan sonra Rus ordusu Ukrayna’ya girmeye başlayınca uluslararası gerilim iyiden iyiye tırmandı ve her tarafta piyasalar ağır darbeler aldı. 

NATO, şu ana kadar bir müdahale yerine sürekli olarak Rusya’ya ambargo uygulamalarından söz etti. Rusya da karşılık vereceğini belirtti. Bu karşılıklı ambargoların en az zarar vereceği ekonomilerden birisi ABD olur. Her şeyden önce Rusya, Avrupa’nın en önemli doğal gaz sağlayıcısı konumunda bulunuyor. Bununla birlikte Rusya’nın da en önemli gelir kaynaklarından birisi Avrupa’ya sattığı doğalgaz karşılığında elde ettiği gelir. Bu durumda Avrupa ile Rusya arasındaki ambargolarda her iki taraf da ciddi kayıplar yaşar.

Dünden bugüne yaşanan gerginliğin piyasalarda yarattığı etkiye bakarsak karşımıza şöyle bir özet tablo çıkıyor:

Bu dediklerimiz yukarıdaki tabloya yansıyor: ABD en az kaybedecek ekonomi olduğu için NATO’nun lideri konumunda olduğu halde Dolar değer kazanıyor: 

Türkiye, NATO üyesi olsa da bu gerginlikte ve hatta gerginliğin NATO ve Rusya arasında bir sıcak savaşa dönüşmesi halinde dahi tarafsız kalabilir. Türkiye açısından mesele Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin çizdiği çerçevenin nasıl uygulanacağı meselesidir. 

Türkiye ekonomisi bu gerginliğe kötü zamanda taraf olmuştur. Enflasyonun yüzde 50’leri bulduğu, Merkez Bankası swaplar hariç net rezervlerinin eksi 43 milyar dolar olduğu, ekonominin risk priminin (CDS primi) 500’lerin üzerinde olduğu (bugün 626) bir aşamada bu krize yakalanmış bulunuyoruz.

Bu kriz bize nereden darbe vuracak?

Bu kriz bize birkaç yerden darbe vuracak:

Kur yükseliyor, bu enflasyonu daha da yukarıya itecek. Çünkü ithal maliyetlerimiz hızla artıyor. Sadece kurdaki yükseliş değil doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki yükseliş de ekonomimize darbe vuracak. Petrolde seviye böyle kalırsa cari açığa bir yılda 3 milyar dolar tutarında ek getirecek. Bir başka sorun turizm gelirlerinde karşımıza çıkacak. Bu konu, krizin nasıl şekil alacağına ve ne kadar süreceğine bağlı olarak değerlendirilebilir. Böyle bir gelişme turizmini yavaş yavaş toparlayan Türkiye açısından ciddi bir gelir kaybına yol açabilir. Bir başka sorunlu konu kur ve altın fiyatı yükseldikçe Hazine’ye binecek yükte artışa yol açacak olan kur ve altın korumalı mevduat hesaplarıdır. 

Kur Korumalı’nın Hazine’ye yükü

Ekonomist Prof. Dr. Yalçın Karatepe de Birgün’deki yazısında bu etkilerin neden bu kadar yoğun olduğunu şöyle anlatıyor: 

Yaşanan gelişmelere bağlı olarak en hızlı tepkinin enerji fiyatları, döviz kurları ve borsalar üzerinden verildiğini gördük. 

Mesela, doların 14,40’lı seviyelere gelmiş olması kur korumalı mevduatlar üzerinden bugün itibariyle bütçeye yaklaşık 22 milyar liralık bir ek yük getirmiş durumdadır. Eğer kurlar yükselmeye devam ederse ki jeopolitik riskler bunun böyle olacağını gösteriyor, KKM üzerinden ortaya çıkacak olan bütçe yükü de katlanarak artacaktır. 

Faizleri indirerek kurları ve enflasyonu yükselten yanlış para politikasının etkilerini ötelemek için devreye aldıkları kur korumalı mevduat sistemi ile durumu birkaç ay idare etme çabasında olan iktidarın tüm kurgusu yaz dönemiyle birlikte gelmesini bekledikleri turizm gelirleri üzerine idi. Ama yaşanan son gelişmeler bunun pek de mümkün olmayabileceğini gösteriyor. Turizm gelirlerinin yaklaşık beşte biri Ukrayna ve Rusya’dan gelen turistlerden kaynaklanıyordu. Savaşa girmiş olan bu iki ülke vatandaşlarının yaz döneminde deniz kum güneşi düşünecek halleri kalır mı? Sanmam. 

Jeopolitik gelişmelerin bizi bu kadar şiddetli etkiliyor olmasının temel sebebi ne?

Bu iki ülke ile olan dış ticaret üzerinden Türkiye’ye olan etki sınırlı olur diye düşünüyorum. Ticaretin tamamı durmayacağına göre; bu iki ülkeye ihracatta yaşanması muhtemel kayıp tutarı da toplam ihracatımızı olumsuz anlamda çok fazla etkilemeyecektir. Her iki ülkenin de Türkiye ile olan dış ticaretinde fazla verdiğini belirtmek gerekir. Özellikle Rusya’dan yapılan enerji ithalatının bunda payı büyüktür. Enerji fiyatlarının yükselmesi ile birlikte bu açığın daha da büyümesi muhtemeldir.

Aslında jeopolitik gelişmelerin bizi bu kadar şiddetli etkiliyor olmasının temel sebebi, zaten bizde işlerin çok bozuk olması. 

Mevcut “ekonomi politikasının” bizi götürdüğü yer daha derin bir kriz ve buna bağlı yoksulluk olacaktır.

Savaşın ekonomiye faturası ne zaman çıkacak?

Dünya’dan Alaattin Aktaş ise bu gelişmelerin faiz artışına doğru gittiğini düşünse de işe yarayıp yaramayacağı konusunda çok emin değil! ‘Savaşın ekonomiye faturası marttan itibaren çıkacak’ başlıklı yazısında şöyle söylüyor: 

Rusya-Ukrayna savaşının Türkiye ekonomisinde yaratacağı sıkıntıların öyle birkaç haftayla sınırlı kalacağını düşünmek iyimserlik olur.   

Bu yıl her üç turistin biri bu ülkelerden gelebilirdi.

Ya şimdi, bu umut tümüyle yok oldu. Bu çatışma kısa sürede sona erse bile bu yıl en azından Ukrayna’dan pek fazla turist beklemek iyimserlik olur. Ayrıca Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerinin bozulması halinde, tıpkı 2015’teki uçak düşürme olayından sonra 2016 yılında yaşandığı gibi bu ülke Türkiye’ye karşı bir yasak uygularsa turizm sektörü çok ama çok büyük bir darbe yer.

Dolarda hangi seviyeler için şans kalmadı?

Dolardaki artış dün bir ara yüzde 5’in üstüne çıktı. Artık doları 13.50-13.60’larda tutma şansımız hiç mi hiç kalmadı. Bu artışın sonucu olarak özellikle enerji ithalatımız pahalanacak.

Dolar ve petroldeki artışın toplam oranı yüzde 15’e yaklaştı. Bu artışın akaryakıt fiyatlarına yansımaması düşünülebilir mi?

Doğalgaz fiyatlarında da artış var. Her ne kadar doğalgaz fiyatları vatandaşa anında yansımıyorsa da, Avrupa piyasalarındaki zam oranının dün yüzde 30’u bulduğunu göz ardı etmemek gerek. 

Türkiye Rusya’dan çok büyük tutarda tarım ürünü ithal ediyor. Biz hububat ithalatında neredeyse tümüyle Rusya ve Ukrayna’ya bağımlı hale gelmişiz. İki ülkenin payı tam yüzde 80.

Hangi iki olumsuz gerçekle karşı karşıyayız?

Şimdi iki olumsuz gerçekle karşı karşıyayız.        

Birincisi; başta hububat olmak üzere tüm gıda maddelerinin fiyatı daha da artacak.        

İkincisi; bu iki ülkeden geçen yıllardaki kadar ithalat yapamama ve ithalatı daha uzak ülkelerden gerçekleştirme durumumuz ortaya çıkabilir.         

Dolayısıyla bir yandan ithalatı pahalı hale getiren döviz kuru artışı, diğer yandan alacağımız gıda maddelerinin fiyatındaki artış, doğal olarak iç piyasa fiyatlarına yansıyacak.

Döviz artışını dizginleme uğruna icat ettiğimiz kur korumalı mevduat hesabında tüm umut, vade döneminde kurun çok artmamasıydı. Böylece Hazine artı bir yük altına girmeyecekti.

Ne oldu? Sisteme başlangıç günlerinde girenler şu anki tabloya göre yüzde 20 dolayında bir kur artışı dolayısıyla üç ay için öngörülen yüzde 4.25 faizin üstüne 15 puanı aşkın fark alacak.

Yüklü bir faiz artışı gelir mi?

Peki bu fark kimin cebinden çıkacak?

Hazine’nin… Yani aslında kur korumalı mevduatı ya da hiç mevduatı olmayanların cebinden.

Peki Hazine bu parayı bulmak için ne yapacak; ne yapacak ya yeni vergi ya diğer hizmetlerden kesinti!

Toparlayalım…

Döviz artıyor ve petrolde, doğalgazda, tarım ürünlerinde fiyatlar sabit kalsa bile bizim ithalatımız pahalanacak.           

Kaldı ki söz konusu ürünlerde de fiyat artışı var. Türkiye üretimini daha pahalı yapar hale gelecek.

Bazı kalemlerde tüketiciye doğrudan yansıma yaşanacak.         

Ve zaten planlandığını düşündüğüm adım daha erken atılır; Türkiye yüklü bir faiz artışıyla durumu dengelemeye çalışır. Ama bu adım geciktikçe işe yarama olasılığı da azalıyor.

Krizinin inşaat piyasasına etkisi de büyük olacak!

Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren de krizin iç piyasaya etkisinin büyük olacağını söyledi. Bloomberg HT yayınına katılan Eren, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ekonomiyi daraltma ya da parayı tutma biçiminde bir karar vermesi durumunda bu durumun olumsuz bir etki yaratacağını belirtti. Eren, ‘Rusya’da devam etmekte olan 100’ün üzerinde şantiyemiz var. İşlerimizin toplamı 20 milyar doların üzerinde’ diye konuştu.

Rusya ve Ukrayna, Türk otomotiv sektörünün önemli ihracat pazarları arasında

Türkiye’nin ihracat açısından bakıldığında yaş meyve ihracatı Rusya’ya yapılan ihracatta öne çıkarken, bunu otomotiv sektörü takip ediyor.

Ukrayna’ya yapılan ihracata bakıldığında ise kimya sektörü öne çıkıyor. Ardından çelik, otomotiv, meyve sebze ve savunma sanayi sektörleri geliyor.

Otomotiv sektörü kendi içindeki dinamikleri ve ekonomiye kattığı değer açısından Türkiye için büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin otomotiv ihracatında ilk sırada yer alan Almanya’nın Türkiye’nin otomotiv ihracatındaki payı yüzde 14,2 olarak gerçekleşti. Rusya’ya otomotiv ihracatı Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yüzde 2,4’ünü, Ukrayna’ya yapılan otomotiv ihracatı ise toplam otomotiv ihracatının yüzde 0,75’ini oluşturdu. Böylece iki ülkenin Türkiye’nin otomotiv ihracatındaki toplam payı yüzde 3,1 seviyesinde kaydedildi.

Öte yandan, Türk otomotiv sektörü temsilcileri, Rusya ve Ukrayna arasındaki gerginliğin otomotiv ihracatına etkilerine ilişkin bu aşamada bir değerlendirme yapmak için erken olduğunu düşünürken, yaşanan gelişmelerin yakından takip edildiğini belirtiyor.

Türk TIR’ları ve gemiler dönüş yolu arıyor

Dünya gazetesinin haberine göre Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) yetkilileri, 300’e yakın Türk TIR’nın bölgede olduğunu bildirdi. Bu TIR’ların bir kısmı direkt Ukrayna’ya, büyük bir kısmı ise Ukrayna üzerinden Rusya ve Belerus’a gitmek üzere yola çıkmıştı.

Ticaret Bakanlığı bünyesinde bir kriz masası oluşturulduğu bilgisini veren UND yetkilileri, Türk şoförlerin Türkiye’ye geri dönüşünü sağlayacak alternatif yolların değerlendirildiğini açıkladı. Uluslararası Karayolu Taşımacılık Birliği (The International Road Transport Union-IRU) da bir duyuru yayımlayarak Ukrayna’da ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesi nedeniyle taşımacılık operasyonlarına kısıtlamalara getirilebileceği belirtti. IRU, taşımacıların, ülkeye giriş-çıkış hakkında açıklama yapılana kadar ilgili bölgelerden operasyon planlamamaları konusunda uyarı yapıldı.

Rezervasyonlarda henüz iptal yok ama yeni rezervasyon da yok!

Turizmde ise umutlar sorunun mart ortasına kadar çözülmesine bağlandı. Cumhuriyet’in aktardığına göre, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Firuz Bağlıkaya, Rusya’dan bu yıl 10 milyon turist beklediklerini belirterek ancak sıcak temas uzarsa sorunun büyüyeceğini söyledi ve “Bu durumda Avrupa pazarı da etkilenir. Şu anda rezervasyon iptali yok ama durgunluk var” diye konuştu.

Yorum Yap
Giriş Yap
Yazı Ekle